Asbest; halk sağlığı, çevre sağlığı, işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından bilinen en tehlikeli lifsi minerallerden biridir. Başta mezotelyoma olmak üzere akciğer ve gırtlak kanserleriyle doğrudan ilişkili olan asbestin ticari kullanımı dünyanın birçok ülkesinde yasaklanmıştır. Ülkemizde de asbestin serpantin ve amfibol grupları dâhil tüm türlerinin üretimi ve ticareti 31 Aralık 2010 tarihi itibarıyla yasaklanmıştır.
Türkiye’de asbest yasağının 16’ncı yılında ve 26 Eylül Dünya Mezotelyoma Farkındalık Günü’nde, asbest güvenliği konusunda nereden nereye geldiğimizin sorgulanması büyük önem taşımaktadır.
Asbest hayatımızdan çıktı mı?
Ne yazık ki hayır.
Aradan geçen süre, asbestin yaşam alanlarımızdan bütünüyle uzaklaştırılmasına yetmemiştir. Yasak öncesinde piyasaya sürülen asbest içeren malzemeler ve ürünler hâlen yapılarda, altyapı sistemlerinde, sanayi tesislerinde ve günlük yaşamın farklı alanlarında varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle antropojenik, diğer bir ifadeyle endüstriyel asbest maruziyetinden kaynaklanan riskler güncelliğini korumaktadır.
Sağlık Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı arasında etkili bir koordinasyonun kurulamaması; asbestle ilgili mevzuatın parçalı ve uygulamaların yetersiz olması, mevcut risklerin denetlenmesini ve kontrol altına alınmasını güçleştirmektedir.
Türkiye geçmişte hem önemli miktarda asbest ithal eden hem de doğal asbest yataklarına sahip bir ülke olmuştur. Asbest, aşağıda sıralananlar başta olmak üzere çok sayıda sektörde ve üründe yaygın biçimde kullanılmıştır:
Kentsel dönüşüm ve afet enkazları asbest riskini büyütüyor
Kentsel dönüşüm kapsamında gerçekleştirilen bina yıkımları, gerekli inceleme ve denetimler yapılmadığında yalnızca çalışanları değil, çevrede yaşayan bütün yurttaşları asbest liflerine maruz bırakabilmektedir. Asbest envanteri çıkarılmadan ve gerekli koruyucu önlemler alınmadan gerçekleştirilen yıkımlar, kentlerimiz açısından ciddi bir halk ve çevre sağlığı sorunudur.
Gemi söküm faaliyetleri de ülkemizdeki önemli endüstriyel asbest maruziyeti kaynaklarından biridir.
Bununla birlikte, büyük depremler ve diğer doğal afetler sonrasında ortaya çıkan çok büyük miktardaki asbestli enkazın kontrolsüz biçimde kaldırılması, taşınması ve depolanması, mevcut tehlikeyi daha yıkıcı bir boyuta taşımaktadır. Enkazlardan açığa çıkan asbest lifleri; rüzgâr erozyonu ve atmosferik taşınım yoluyla kilometrelerce uzaktaki yerleşim alanlarına ulaşabilmektedir.
Bu durum, insan kaynaklı müdahalelerin jeolojik çevreyle etkileşimi sonucunda ortaya çıkan en önemli tıbbi jeoloji risklerinden biridir.
Jeojenik asbest maruziyeti devam ediyor
Ülkemizde gerçekleştirilen tıbbi jeoloji ve epidemiyoloji araştırmaları, endüstriyel maruziyetin yanı sıra jeojenik asbest maruziyetinin de önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu göstermektedir.
Asbest içeren toprak ve kayaçların bulunduğu bölgelerde yaşayan yurttaşlar, doğal süreçlerle açığa çıkan asbest liflerine solunum yoluyla maruz kalmaktadır. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlatılan Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Planı’nda, çoğunluğu büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde bulunan 379 yerleşim biriminde asbest temasının devam ettiği belirtilmektedir.
Bu yerleşimlerde yaşayan on binlerce yurttaşın asbest maruziyeti sürmektedir. Gerekli önlemlerin alınmaması, önümüzdeki yıllarda yeni mezotelyoma ve diğer asbest kaynaklı hastalık vakalarının ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Asbest sinsi bir katildir
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak bir kez daha uyarıyoruz
Asbest sinsi bir katildir. Solunum yoluyla akciğerlere ulaşan asbest lifleri uzun yıllar boyunca vücutta kalabilmekte; maruziyetin ardından hastalıklar 10 ila 40 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle hastalıkların görülmesini beklemek yerine, maruziyeti önleyecek tedbirlerin bugünden alınması zorunludur.
Asbestin üretiminin ve ticaretinin yasaklanması; halkın, çevrenin ve çalışanların sağlığını korumak için tek başına yeterli değildir. Mevcut yapı stokundan afet enkazlarına, doğal asbest içeren yerleşimlerden gemi söküm ve yıkım faaliyetlerine kadar bütün risk alanlarını kapsayan kamusal, bilimsel ve bütüncül bir mücadele programı hayata geçirilmelidir.
Sağlık Bakanlığını, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını koordinasyon içerisinde hareket etmeye ve görevlerini ivedilikle yerine getirmeye çağırıyoruz.
Taleplerimiz
Asbest maruziyetini ve asbeste bağlı hastalıkları önlemek mümkündür. Bunun yolu; bilimsel bilgiye dayalı, kamusal, katılımcı ve bütüncül bir mücadele programının gecikmeden hayata geçirilmesidir.
TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI
YÖNETİM KURULU
Okunma Sayısı: 36