TMMOB Odalar 26 Eylül 2026, Cumartesi

Asbest kaynaklı hastalıkların önlenmesi mümkündür. Bunun için bilimsel bilgiye dayalı, kamusal, katılımcı ve bütüncül bir asbest risk yönetimi programı gecikmeden hayata geçirilmelidir.

Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ
Yayına Giriş Tarihi: 25.09.2026
Güncellenme Zamanı: 25.09.2026 21:46:48

Asbest; halk sağlığı, çevre sağlığı, işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından bilinen en tehlikeli lifsi minerallerden biridir. Başta mezotelyoma olmak üzere akciğer ve gırtlak kanserleriyle doğrudan ilişkili olan asbestin ticari kullanımı dünyanın birçok ülkesinde yasaklanmıştır. Ülkemizde de asbestin serpantin ve amfibol grupları dâhil tüm türlerinin üretimi ve ticareti 31 Aralık 2010 tarihi itibarıyla yasaklanmıştır.

Türkiye’de asbest yasağının 16’ncı yılında ve 26 Eylül Dünya Mezotelyoma Farkındalık Günü’nde, asbest güvenliği konusunda nereden nereye geldiğimizin sorgulanması büyük önem taşımaktadır.

Asbest hayatımızdan çıktı mı?

Ne yazık ki hayır.

Aradan geçen süre, asbestin yaşam alanlarımızdan bütünüyle uzaklaştırılmasına yetmemiştir. Yasak öncesinde piyasaya sürülen asbest içeren malzemeler ve ürünler hâlen yapılarda, altyapı sistemlerinde, sanayi tesislerinde ve günlük yaşamın farklı alanlarında varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle antropojenik, diğer bir ifadeyle endüstriyel asbest maruziyetinden kaynaklanan riskler güncelliğini korumaktadır.

Sağlık Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı arasında etkili bir koordinasyonun kurulamaması; asbestle ilgili mevzuatın parçalı ve uygulamaların yetersiz olması, mevcut risklerin denetlenmesini ve kontrol altına alınmasını güçleştirmektedir.

Türkiye geçmişte hem önemli miktarda asbest ithal eden hem de doğal asbest yataklarına sahip bir ülke olmuştur. Asbest, aşağıda sıralananlar başta olmak üzere çok sayıda sektörde ve üründe yaygın biçimde kullanılmıştır:

  • İnşaat sektöründe asbestli çimento boruları, beton direkler, oluklu levhalar, eternit, kanaletler ve yer karoları
  • Otomotiv sektöründe fren balataları
  • Tekstil sektöründe ısıya dayanıklı kumaş ve örtüler
  • Havacılık sektöründe çeşitli yalıtım ürünleri
  • Filtre, conta, salmastra ve izolasyon malzemeleri
  • Elektrik ve ısıya dayanıklı bakalit ürünler
  • Soba, soba arkası levhaları ve çeşitli ev eşyaları

 

Kentsel dönüşüm ve afet enkazları asbest riskini büyütüyor

Kentsel dönüşüm kapsamında gerçekleştirilen bina yıkımları, gerekli inceleme ve denetimler yapılmadığında yalnızca çalışanları değil, çevrede yaşayan bütün yurttaşları asbest liflerine maruz bırakabilmektedir. Asbest envanteri çıkarılmadan ve gerekli koruyucu önlemler alınmadan gerçekleştirilen yıkımlar, kentlerimiz açısından ciddi bir halk ve çevre sağlığı sorunudur.

Gemi söküm faaliyetleri de ülkemizdeki önemli endüstriyel asbest maruziyeti kaynaklarından biridir.

Bununla birlikte, büyük depremler ve diğer doğal afetler sonrasında ortaya çıkan çok büyük miktardaki asbestli enkazın kontrolsüz biçimde kaldırılması, taşınması ve depolanması, mevcut tehlikeyi daha yıkıcı bir boyuta taşımaktadır. Enkazlardan açığa çıkan asbest lifleri; rüzgâr erozyonu ve atmosferik taşınım yoluyla kilometrelerce uzaktaki yerleşim alanlarına ulaşabilmektedir.

Bu durum, insan kaynaklı müdahalelerin jeolojik çevreyle etkileşimi sonucunda ortaya çıkan en önemli tıbbi jeoloji risklerinden biridir.

Jeojenik asbest maruziyeti devam ediyor

Ülkemizde gerçekleştirilen tıbbi jeoloji ve epidemiyoloji araştırmaları, endüstriyel maruziyetin yanı sıra jeojenik asbest maruziyetinin de önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu göstermektedir.

Asbest içeren toprak ve kayaçların bulunduğu bölgelerde yaşayan yurttaşlar, doğal süreçlerle açığa çıkan asbest liflerine solunum yoluyla maruz kalmaktadır. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlatılan Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Planı’nda, çoğunluğu büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde bulunan 379 yerleşim biriminde asbest temasının devam ettiği belirtilmektedir.

Bu yerleşimlerde yaşayan on binlerce yurttaşın asbest maruziyeti sürmektedir. Gerekli önlemlerin alınmaması, önümüzdeki yıllarda yeni mezotelyoma ve diğer asbest kaynaklı hastalık vakalarının ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Asbest sinsi bir katildir

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak bir kez daha uyarıyoruz

Asbest sinsi bir katildir. Solunum yoluyla akciğerlere ulaşan asbest lifleri uzun yıllar boyunca vücutta kalabilmekte; maruziyetin ardından hastalıklar 10 ila 40 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle hastalıkların görülmesini beklemek yerine, maruziyeti önleyecek tedbirlerin bugünden alınması zorunludur.

Asbestin üretiminin ve ticaretinin yasaklanması; halkın, çevrenin ve çalışanların sağlığını korumak için tek başına yeterli değildir. Mevcut yapı stokundan afet enkazlarına, doğal asbest içeren yerleşimlerden gemi söküm ve yıkım faaliyetlerine kadar bütün risk alanlarını kapsayan kamusal, bilimsel ve bütüncül bir mücadele programı hayata geçirilmelidir.

Sağlık Bakanlığını, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını koordinasyon içerisinde hareket etmeye ve görevlerini ivedilikle yerine getirmeye çağırıyoruz.

Taleplerimiz

  1. İlgili kamu kurumlarının, TMMOB’ye bağlı meslek odalarının, üniversitelerin, sendikaların, yerel yönetimlerin, uzmanlık kuruluşlarının ve asbest mağdurlarının temsil edileceği ulusal bir mücadele platformu oluşturulmalıdır.
  2. Asbest zararlarıyla mücadele ve risk azaltma çalışmaları bir devlet politikası hâline getirilmeli; mevzuat ve kurumsal altyapı katılımcı bir asbest risk yönetimi anlayışıyla yeniden düzenlenmelidir.
  3. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlatılan Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Planı, güncel jeolojik, tıbbi ve epidemiyolojik veriler doğrultusunda ivedilikle güncellenmelidir.
  4. Stratejik Planda asbest temasının devam ettiği belirtilen 379 yerleşim biriminde sorumlu ve koordinatör kamu kurumu belirlenerek asbest kontrolü ve iyileştirme çalışmalarına başlanmalıdır.
  5. Riskli yerleşim alanlarında ayrıntılı jeolojik ve tıbbi jeoloji araştırmaları yapılmalı; asbest içeren toprak ve kayaçların dağılımı bilimsel yöntemlerle belirlenerek risk haritaları hazırlanmalıdır.
  6. Bina yıkımları, afet enkazlarının kaldırılması ve gemi söküm faaliyetleri öncesinde asbest envanteri, analizi ve denetimi zorunlu hâle getirilmelidir.
  7. Numune alma ve analiz işlemleri yalnızca yetkin personel ve akredite laboratuvarlar tarafından gerçekleştirilmelidir.
  8. Asbestli malzemelerin sökülmesi, taşınması ve bertarafı sıkı biçimde denetlenmeli; afet molozlarının gelişigüzel alanlara dökülmesine kesinlikle izin verilmemelidir.
  9. Asbestli topraklar üzerinde yaşayanlar ile gemi söküm, inşaat, yıkım ve atık yönetimi sektörlerinde çalışanlar başta olmak üzere risk altındaki toplumsal kesimlerin sağlık izlemleri düzenli biçimde yapılmalıdır.
  10. Merkezi ve yerel yönetimler tarafından toplumda asbest risklerine karşı farkındalığı artıracak sürekli eğitim ve bilgilendirme çalışmaları yürütülmelidir.
  11. Asbest kaynaklı meslek hastalıkları açısından risk taşıyan meslekler ve işyerleri güncellenmeli; bu alanlara özgü koruma ve mücadele kılavuzları hazırlanmalıdır.
  12. Yurt içi piyasa ile ithalat ve ihracatta asbest yasağını açık biçimde düzenleyen, etkili ve yaptırım gücü yüksek denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır.

 

Asbest maruziyetini ve asbeste bağlı hastalıkları önlemek mümkündür. Bunun yolu; bilimsel bilgiye dayalı, kamusal, katılımcı ve bütüncül bir mücadele programının gecikmeden hayata geçirilmesidir.

 

TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI
YÖNETİM KURULU

 


Okunma Sayısı: 36