
12 Eylül 1980 askeri müdahalesi; küresel sermaye odaklarının talep ettiği ekonomik programların ve piyasa merkezli dönüşümlerin önündeki engelleri temizlemek amacıyla devreye sokulmuş, emekçilerin haklarını hedef alan karanlık bir eşiktir. Geniş kitlelerin ağır insan hakları ihlalleriyle, gözaltı ve idamlarla sindirildiği o dönemde, toplumsal yapı ideolojik olarak yeniden şekillendirilmiş ve laik yaşam tarzını zedeleyen politikaların temelleri atılmıştır. Örgütlü toplumun tüm kalelerinin yıkılmasıyla başlayan bu süreç, zaman içinde temel hak ve özgürlükleri tamamen daraltan, yürütmenin denetlenemez hale geldiği bugünkü yönetim sistemine zemin hazırlamıştır.
Yaşanan bu köklü rejim değişikliği yalnızca siyasal yapıyı dönüştürmekle kalmamış; kamusal planlama anlayışından üretim alanlarına, mesleki disiplinlerden sosyal hizmetlere kadar her kalemi piyasanın acımasız koşullarına terk etmiştir. Kamu varlıklarının elden çıkarılmasıyla ekonomik bağımsızlık yara almış, güvencesiz çalışma biçimleri standart hale getirilerek toplumsal eşitsizlikler derinleştirilmiştir. Geçmişin cuntacı aklı ile bugünkü idari pratikler arasında, toplumsal muhalefeti bastırma ve siyaseti tek sesli kılma hedefi bakımından derin bir süreklilik bulunmaktadır.
Bu sürekliliğin en somut göstergesi, darbe hukukunun yalnızca tankların sokaklara çıktığı olağanüstü dönemlerle sınırlı kalmayıp bugün de varlığını sürdürmesidir. Halkın siyasal iradesinin gasp edildiği, seçme ve seçilme hakkının aşındırıldığı, seçilmişlerin yerine atanmışların getirildiği her uygulama bu vesayetçi anlayışın devamıdır. Kuvvetler ayrılığının yok edildiği, siyasal kararların kararnamelere indirgendiği mevcut düzende; halkın oylarıyla göreve gelen yerel yöneticilerin görevden uzaklaştırılarak yerlerine kayyımların atanması, siyasilerin, hukukçuların, gazetecilerin ve akademisyenlerin yargı eliyle baskı altında tutulması, seçilmişlerin ve parti yönetimlerinin hedef alınması aynı darbeci zihniyetin farklı yüzleridir.
Dolayısıyla 12 Eylül’ü mahkûm etmek yalnızca geçmişteki askeri müdahaleleri kınamak değil; bugün halk iradesini ve demokratik siyaseti etkisizleştiren tüm güncel uygulamalar karşısında ses yükseltmek demektir. Darbeye karşı olmak; seçme ve seçilme hakkına, hukukun üstünlüğüne, yargı bağımsızlığına ve demokratik siyasetin çoğulcu yapısına kararlılıkla sahip çıkmayı gerektirir.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak; 12 Eylül’den bugüne taşınan darbe hukukuna, tek adam rejimine, halk iradesini yok sayan kayyım uygulamalarına, siyasi baskılara ve demokratik siyasete yönelik her türlü müdahaleye karşı; hukukun üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığını, laikliği, eşitliği, özgürlüğü, emeği, bilimi, kamu yararını ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu
(809 KB) (11.09.2026 11:53:58)
Okunma Sayısı: 8