TMMOB Odalar 21 Ekim 2021, Perşembe

Değerli Meslektaşlarımız,
Su yaşamsal doğal bir kaynak olup, insan-doğa birlikteliği ve bütünlüğü yeterli miktarda temiz suyun varlığını gerektirir.  İktisadi ve sosyo-kültürel kalkınma, doğrudan doğruya suyun ve suya bağlı ekosistemlerin varlığı ile ilişkilidir. Uygarlıklar suya bağlı olarak varolmuş, su kıtlığıyla çökmüşlerdir. Her alanda hızlı değişimlerin yaşandığı çağımızda, nüfus artışıyla birlikte nüfus hareketliliği, hidrolojik çevrimde doğal ve/veya insan kaynaklı olarak yaşanan değişiklikler ve iklim değişikliğinin yaratacağı sorunların en önemlisi belki de, ihtiyaç duyulan yerde, gereken miktarda ve kalitede suya erişimine ilişkin çekilecek zorluklar olacaktır.
Hızlı nüfus artışı, şehirleşme, sanayileşme ve iklim değişikliği suya olan talebi arttırırken, bu faktörler ayrıca kirliliğin artmasına neden olmuş; dolayısıyla, mevcut su kaynakları hem miktar hem de kalite açısından talebi karşılayamaz hale gelmiştir. Sürdürülebilir gelişme için önemli bir kataliz görevi yapan su kaynaklarının, insan yaşamı ve sağlığı için hayati önemi vardır. Bugün dünyada yaklaşık 800 milyon kişi güvenilir içme suyu kaynaklarından yoksun, 2.5 milyardan fazla insan ise temel sanitasyon ihtiyacını karşılayamamaktadır. Yılda yaklaşık 1.6 milyon kişi kötü sanitasyon ve hijyen nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Dünya nüfusunun 2050 yılı içinde 9.6 milyara ulaşacağı öngörülmekte olup, içme ve sanitasyon için gerekli olan su kaynakları üzerindeki baskılar daha da artacaktır.
Enerji ve tarımsal üretim, günümüzde suyun en çok kullanıldığı sektörlerdir. Bu durumun gelecekte de artarak devam edeceği öngörülmektedir. Bu kullanım alanları nedeniyle, su kaynaklarına olan miktar baskısının yanı sıra önemli oranda kalite bozulmaları da meydana gelmektedir. İyi kalitede, yeterli miktarda suya erişimin olmadığı yerlerde ölümlere varan sağlık sorunları, kuraklık, ekosistem bozulmaları ve tür kayıpları ve bütün bunların sonucunda sosyoekonomik yıkımlar sözkonusu olabilmektedir.
Hidrolojik-hidrojeolojik sistemler üzerinde gittikçe artan bir şekilde hissedilen bir diğer baskı unsuru olan kuraklık, son yıllarda sıkça gündem oluşturan bir sorundur. Farklı bölgelerde farklı şiddetlerde ve sürelerde yaşanan kuraklığın yerel sistemlerin üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla havzalararası su transferleri gündeme gelmektedir. Havzalararası su transferlerinin orta ve uzun vadede yaratabileceği olumsuz etkiler öngörülmeden gerçekleştirilmesi, gelecekte çözümü çok daha güç sorunlara neden olabilecektir.
Ülkemizde son 10 yıl içinde sıkça yaşanan sel ve kuraklık gibi doğal afetler ile başedebilmek için su yönetimi konusunda önemli adımlar atılmış olmasına rağmen ülkemiz su kaynaklarının "toplum ve doğa" eksenli yönetildiği konusunda ciddi kaygılar bulunmaktadır. Tüm su kaynaklarının bütünleşik yönetimini çağdaş bir şekilde ele alan  "su yasası"nın bulunmadığı ülkemizde, herhangi bir kıtlık anında maalesef ilk akla gelen yeraltısuları olmaktadır. Ancak, bu kaynakların miktarı, kalitesi ve özellikle de iklim değişikliğine karşı tepkileri konusunda yürütülmekte olan çalışmaların yetersiz olduğu bilinmektedir.
İnsan ve doğa için yaşamsal öneme sahip su kaynaklarından gelecek kuşakların da güvenle yararlanabilme olanağını ortadan kaldırmadan yararlanma, hidrolojik/hidrojeolojik sistemleri ve bu sistemlerin diğer sistemlerle karmaşık etkileşimlerinin anlaşılması oranında mümkündür. Yerkürenin yapısı ve dinamiği ile doğrudan bağlantılı olan bu sistemler, kıtasaldan yerele kadar değişen ölçeklerde su havzalarındaki temel jeolojik-hidrojeolojik yapı tarafından denetlenmektedir. Bugüne kadar edinilen deneyimler, su kaynaklarına ilişkin günümüzde yaşanan ve gelecekte şiddetini arttırarak devam etmesi beklenen sorunlara çözüm üretme çabalarının, farklı disiplinlerle olduğu kadar toplumun her bireyi ile mutlak bir işbirliği içinde, genelde jeoloji, özelde de hidrojeolojinin merkeze alındığı ölçüde başarılı olabileceğini ve pratik sonuç verebileceğini göstermektedir.
Bu gerçeklerden yola çıkarak, günümüzün olduğu kadar geleceğin de ana gündem maddelerinden biri olacak olan "Toplum ve Doğa için Su" Odamızın 2015 yılında gerçekleştireceği 68. Türkiye Jeoloji Kurultayı`nın ana teması olarak seçilmiştir. Bu tema çerçevesinde suyun toplum ve doğa için önemi, su kaynaklarının araştırılması, geliştirilmesi, korunması ve etkileşen  sistemlerle birlikte yönetimi konularının tartışılması hedeflenmiştir.
Jeoloji Mühendisliği disiplininin farklı alanlarında yapılan ve kurultayın ana temasıyla doğrudan veya dolaylı bir şekilde ilişkilendirilebilecek çalışmaların yanı sıra jeoloji mühendisliğinin geniş kuramsal ve uygulama alanlarına özgü sorunlarının da tartışıldığı bildirilerin katılımı kurultayı verimli bir görüş, bilgi ve deneyim paylaşım ortamı haline getirecektir.
Su kaynakları ile ilgili baskıları azaltarak, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak hepimizin görevidir. Bu görevi yerine getirirken karşılaşacağımız sorunların teknik, kurumsal, siyasal, finansal ve bilgi içerekli boyutları olacaktır. 68. Kurultayımızda düzenleyeceğimiz paneller ve davetli konuşmacıların yapacağı sunumlar ile bu sorunların tartışılacağını ve faydalı çözümler üretileceğini umuyoruz. "Toplum ve Doğa için Su" temalı 68. Kurultayımızın başarılı bir şekilde gerçekleşebilmesi, siz meslekdaşlarımızın sözlü veya poster şeklinde bildiriler sunarak katkılarınızı koymanızla mümkün olacaktır. Bu nedenle, 06-10 Nisan 2015 tarihleri arasında Ankara`da MTA Genel Müdürlüğü Kültür Sitesi salonlarında düzenleyeceğimiz 68. Kurultay`a desteğinizi bekler, saygılarımızı sunarız.

Düzenleme Kurulu